24 Mayıs 2011 Salı

önüm, arkam, sağım, solum

hayat bence bizi sobelemeye çalışan bi'sürü ebesiyle, bizi o ebelere ispiyonlamaya çalışan bi'sürü 'sobelenmiş'iyle oldukça zor bir saklambaç oyununa benziyor.

bizimle bir olup 'çanak çömlek patlatacak' dostlarımız da yok değil tabi ama ortak 'düşman' karşısında sayıca hep az kalıyoruz.

ve bu yüzden bu zor oyunu kazanmanın yolu belki de 'saklanmak'tan değil; kimseye aldırmadan, kendimize inanarak kale'ye doğru son sürat koşmaktan geçiyor olabilir.

21 Mayıs 2011 Cumartesi

the oc*

canlısıyla cansızıyla tüm varlıklar, şu dünyaya belirli bir amaçla gelmişlerse eğer, sivrisinekler kesinlikle işin ibneliğine gelmişler. hani tabi insanın da ibnesi var, köpeğin de ibnesi var - bence bazı köpekler sırf ibneliğine havlıyolar - ama sivrisinekler kadar değil. onlarınki münferit. türün içinde huyu bozuk olanlar var sadece. sivrisinekler başka. onların olayı bu..


sıtmadan, hastalıktan falan bahsetmiyorum. onlar da büyük sıkıntı ama ona yapacak bi'şey yok bence. nasip kısmet o iş. ben huzur kaçırmaktan bahsediyorum. ve de bunun kesinlikle kasıtlı yapılan bir eylem olduğunu düşünüyorum. mesela yatmış uyuyorum kendi halimde. genelde kendi halimde uyurum zaten. geliyo bunların bir tanesi. belki de çete olarak geziyolardır bilemiyorum. yapışıyo bacağıma, emiyo kanımı. buraya kadar eyvallah, başım üstüne. doğanın kanunu sonuçta. ama yok. bi de kulağıma kulağıma uçuyo. kanımdan, canımdan aldığı gibi uykumdan da alıyo. uyanıyorum, kalkıyorum, açıyorum ışığı, açıkta duran bir gazete ilavesini ölümcül bir silaha dönüştürüyorum, yeminliyim canını almaya ama ara ki bulasın. neyse diyorum, yatıyorum tekrar. çok geçmeden yine o kabus ses: zzzzzzzzzzzzzzzzzzzzzzzzzzzzzzzzzzzzzzzzzzzzzzzzzzzzzzzzz. bu ibnelik değildir de nedir? bunu insan insana yapmaz ama bu hayvan yapıyor işte.


yine hayvanlar alemi çerçevesinde bir kıyas yapmak gerekirse, yarasaları ele alalım. onlar da kan emici gençler. ama onlar temiz çocuklar. hani geceleri yazlıkta, balkonda otururken uçan yarasaları görüyorum. ama şu ana kadar bir tanesi bile gelip de uykumu bölmedi, gecenin bi saati üzerime çöreklenmedi. çünkü onlarda insana saygı var, fiziken büyük olana hürmet var. kan emmekle falan alakası yok yani, tamamen sivrisineklerin kendi ibneliğinden.


şimdi bu örneği verdikten sonra düşünüyorum da, acaba bunu yine biz mi yarattık? hani batman olsun, dracula olsun, vampirler olsun yarasa kökenli, kahraman da kabus da yaratmış durumdayız. inceden bir korkuyla da beraber, bizim de onlara karşı saygı duyduğumuz aşikar. yine kargalarla, martılarla, çekirgelerle, timsahlarla, ayılarla benzer ilişkilerimiz var. ancak sivrisineklerin hak ettiği değeri vermiyor olabilir miyiz? bu ibneliğin sebebi dikkat çekme, ilgi bekleme olabilir mi? bence bi oturup düşünmek, belki de benim yaptığım gibi sivrisineği muhattap alıp bi oturup karşılıklı konuşmak lazım.



*: oc, Orange Country değildir. yine sivrisineğe yapılan bir ithamdır.

27 Şubat 2011 Pazar

basın açıklaması.

değerli basın mensubu arkadaşlarım,

bildiğiniz gibi; 3 yıldır yılmadan, usanmadan, vazgeçmeden, haftanın 5 günü günde 2 kez metrobüse biniyor olmam, bu denli büyük bir ''sabır'' örneği göstermem neticesinde hakkımda ''peygamber!!'' söylentileri çıktı.

böyle bi'şey tabii ki de yok. haşa. evet sabır eşiğim biraz yüksek olabilir belki ama yine de sıradan bir vatandaşım. böyle asılsız iddaalarla beni zan altında bırakıyorsunuz. 17-18 yaşında çocuklar beni sokakta gördüklerinde kalem falan saplıyolar. neymiş efendim ygs'ye gireceklermiş. baştan gülüp geçiyordum ama geçen gün 0.9 rotring'i yedikten sonra can güvenliğimin kalmadığını fark ettim. sizi bu tür konularda daha dikkatli olmaya davet ediyorum.

saygılarımla.

10 Ocak 2011 Pazartesi

finaller..

'' bağlanmayacaksın finallere öyle körü körüne,
   finallerden geçerim demeyeceksin,
   demeyeceksin işte.
   kalırsın çünkü.
   öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki,
   çok çalışmayacaksın mesela,
   hoca bırakırsa kırılırsın ve zaten genellikle hocalar hep bırakır..''


not: alıntıdır. (emeğe saygı)

alternatif teori.

insanoğlu; canlıların en gelişmişi, evrimin en üst basamağı, zincirin son halkası olmak bi yana dursun bu kadar kusuruyla, bu kadar defosuyla, bu denli arızasıyla yaradanın (günah yazmasın) bence ilk çalışması.. zaman içerisinde onu ekle, bunu çıkar, şunu sil yöntemiyle akarı kokarı olmayan, kusursuz canlı ''tek hücreli''ye ulaşmış..

böylesi daha mantıklı geldi şöööyle bi etrafıma bakınca..

three words.

facebook, twitter, tumblr, ekşisözlük, bobiler, zaytung, formspring vs. gibi sınav dönemlerinin parlayan yıldızlarının son üyesi ''threewords.me'' hepimize hayırlı olsun. ya da belki size zaten olmuştu, bilemiyorum, ben yeni yeni fark ediyorum.

ergen suistimallerini saymazsak, 3 kelimeyle şahsi betimlemeler yapılması üzerine kurulmuş bi site. keyifli olabileceğini düşünsem de şu aşamada kullanıcısı olmaya niyetim yok. 

siteyi kullanmaya niyetim yok ama yine de 3 kelimeyle neler anlatılabileceğini şööyle bi düşünüverdim. ve de aslında anlatılabilecek çok şey olduğunu fark ettim. bunu örneklemek adına da daha önce de değindiğim; dahi anlamındaki ''de''nin ayrı yazılmasının önemi ve buna özen gösterilmesinin gerekliliği konusunu (bkz. test yayını.) ''o'', ''da'' ve ''var'' kelimelerini kullanarak bir kez daha irdelemeye karar verdim.

dikkatle izliyoruz..

1. örnek:  ''o da var.''

2. örnek:  ''oda var.''

3. örnek:  ''o davar.''

bilmem anlatabildim mi..

19 Aralık 2010 Pazar

ales.

efendiiiim, 'sabah niyetine' ales'e girdim bugün. gerçekten de başkaca bi niyetim yoktu. pazar uykumu tam almayayım, sabah erkenden kalkayım, gidip zamana karşı şöyle bi 160 soru çözeyim geleyim dedim. öyle kendime bi hedef de koymadım. hani; ''bi 80 puan yaparsam effffffsane olur yea'' gibi düşüncelerim hiç olmadı. zaten o puan nasıl hesaplanıyo onu da hiç bilmiyorum. stres yapmadan, sakin sakin soruları görmek, eğer iş ciddiye biner de tekrar girmem gerekirse nelere dikkat edeceğimi tespit etmek adına böyle bir girişimde bulundum. ancak bi an boş bulunmuş olacağım ki böyle sevimli ve olumlu düşünmüşüm, burada işlerin nasıl yürüdüğünü unutmuşum..

dün gece 'sınava giriş belgesi'nin arka yüzündeki ifadeleri okurken olumsuz bi havaya kapılmadım değil aslında. öyle şeyler var ki sınava değil de orduya teslim olmaya gidiyomuş gibi hissettim kendimi. kalem,silgi, cetvel, saat, cep telefonu, elektronik cihaz, metal eşya (bozuk para, anahtarlık vs.), çanta  vb. eşyaların sınav salonuna alınmayacağını belirten 'sert ve net' ifadeler vardı. tamam cep telefonu falan götürmedik eyvallah da 180 dk sınav yapıyosun, zamana karşı bi yarış diyosun, kolumdaki saate bok atıyosun. e helal olsun!

hadi saati de takmadık artık el koymasınlar diye, zaten sınıfta varmış(tı). e kalem-silgi? onu tedarik edeceğine ben nerden güvenecem? güvenmedim tabi, götürdüm ''kaliteli, emektar, tombik'' 0.7 kalemimi. ve n'oldu? dk. 1 gol 1. sınavın olduğu binanın kapısında emniyet arama yapıyo, bu 'yasaklı' eşyaları topluyo. müthiş!! uğurlu falan olmayan, türbeye mürbeye de sürtmediğim sadece 'sevdiğim' kalemim sıkıntı yaratıyo. ben de 'ama adamlar yazmış' diyerek fazlaca uzatmıyorum ve yaradana sığınarak kalem ve silgimi, evladını avluya terk eden bir ana gibi bırakıyorum kapının önüne. 21 yıllık ömrümün de en büyük mucizesi, sınav bittikten sonra kalem ve silgimi bıraktığım yerden  alabilmemle gerçekleşiyo orası ayrı. 

kalem ve silgiyi de bıraktık; bak ona da eyvallah ama işte anahtarıma da el kol yaptın ya, orada kopuyodu film. evimin anahtarı ulan, kreşten dadılar eşliğinde gelmedik ya sınava.. artık onu çıkartmadım cebimden, geçtim sinsice..

1-2 dk.lık aramadan sonra sınav salonumdaki yerimi aldım. soru kitapçığını kontrol ediyordum ki; 'ales maça etkili başlıyor ve durum 2-0'a geliyor..' SİSTEM DEĞİŞMİŞ!!! -size de, bana geldiği kadar doğal geliyor değil mi?- keşke haberimiz olsaydı. bu durumu, eksik sayfa var mı diye kontrol ederken öğrendiğimiz iyi oldu. 80 sözel, 40 say-1, 40 say-2 yapacağımı sanıyordum ki kitapçıkta say-1 için 40'tan sonra 41,42..,50nin de geldiğini görünce küçük çaplı bir şok yaşadım. ancak salondaki diğer 60 adayın da bu durumdan bi'haber olması bendeki gerginliği azalttı. 'e şimdi bunları hangi puan türü için neye göre cevaplıyoruz o zaman?' şeklindeki bir soruya gözetmenlerimizin de kem küm etmesi, buraları bana bir kez daha dar ediyor. neyse ki adayların arasından bir pehlivan çıkıp bildiğini bizlerle paylaşıyor ve ona göre biz de allah'a emanet bi'şeyler yapıyoruz. 

bu kadar sürprizli bi sınavın üstüne bi de toplu taşınma macerası yaşamasaydım olmazdı tabii ki. e zaten nasıl olmasın? pazar günü olduğu için sınavdan aynı anda çıkan binlerce adayı taşıyacak otobüs sayısı üç beş felan. bizim buranın otobüsüne en son binebilen ben oldum. kapıya sıkıştım hatta. ancak inat ettim inmedim. son bir kez nefesimi tutup karnımı içeri çekip vatandaşa yüklendim ve o otobüste yolculuk etmeye hak kazandım. kesinlikle kazanılmış bir hak o, sahip olmakla alakası yok. ve bir kez daha gördüm ki; ağzına kadar dolu bi otobüste 'ön kapı şenlikleri', ahırkapı hıdrellez şenliklerine kıyasla daha fantastik bi ortam. insanın aklı hayali almıyo..